ABD Devleti ve Teknoloji Şirketleri

TechCrunch’ta çıkan bu haber, ilk okunduğunda insanın içini hafifçe sıkıyor. Çünkü anlatılan şey teknik bir prosedürden çok, daha temel bir soruya dayanıyor:
Bir devleti eleştirdiğinizde, bu sizi izlenebilir biri yapar mı?

Habere göre ABD İç Güvenlik Bakanlığı (DHS), Trump yönetimini eleştiren kişi ve gruplarla ilgili verileri teknoloji şirketlerinden talep etmeye çalışıyor. Buraya kadar okuyan biri “yeni bir şey değil” diyebilir. Devletler uzun zamandır platformlardan veri istiyor. Fark şu: Bu taleplerin önemli bir kısmı mahkeme onayı olmadan yapılıyor.

Yani ortada klasik anlamda bir yargı süreci yok. Suç isnadı yok. Net bir tehdit tanımı yok. Ama yine de kullanıcı bilgileri isteniyor.

Bu noktada iş, bir güvenlik meselesi olmaktan çıkıp doğrudan ifade özgürlüğüyle temas etmeye başlıyor.

Asıl Mesele Nerede?

DHS’in kullandığı yöntem “idari celp” olarak geçiyor. Teknik olarak yasal bir araç. Ama pratikte şöyle bir kapı aralıyor:
Bir devlet kurumu, bir kullanıcının kimliğini, IP adresini, e-posta bilgisini ya da platform içi hareketlerini, bir hakimin önüne gitmeden talep edebiliyor.

Sorun şu değil: “Devlet hiç veri istemesin.”
Sorun şu: Bu isteğin sınırı nerede başlıyor, nerede bitiyor?

TechCrunch’ın aktardığı örneklerde özellikle Trump’a yönelik eleştirel paylaşımlar yapan, göç politikalarını hedef alan veya anonim hesaplardan politik yorumlar paylaşan kişilerin öne çıktığı görülüyor. Bu da ister istemez şu hissi yaratıyor:
Bu bir suç soruşturması mı, yoksa rahatsız edici sesleri tanımlama çabası mı?

Teknoloji Şirketleri Neden Zor Bir Yerde?

Platformlar için bu tür talepler her zaman gri bir alan.
Bir yandan devletle doğrudan karşı karşıya gelmek istemiyorlar. Öte yandan kullanıcılarına “verilerin güvende” mesajını vermek zorundalar.

Bir şirket bu tür bir talebe uyduğunda, bunu çoğu zaman kimse bilmiyor. Çünkü idari celpler, kamuya açık davalar gibi şeffaf değil. Kullanıcı da genellikle haberdar edilmiyor.

Bu da teknoloji şirketlerini istemeden şu pozisyona sokuyor:
Sessiz bir aracı.

Kullanıcı ile devlet arasında, çoğu zaman görünmeyen bir veri geçiş noktası.

Asıl Rahatsız Eden Duygu

Bu haberin rahatsız edici tarafı hukuki teknikler değil.
Rahatsız eden şey, bunun giderek normalleşiyor olması.

Bir platformda politik görüşünü açıkça ifade etmek, anonim kalmak istemek ya da devlet politikalarını eleştirmek… Bunlar uzun süredir internetin “doğal” davranışlarıydı. Şimdi ise bu davranışlar, arka planda bir listeye giriyor olabilir mi sorusu dolaşmaya başlıyor.

Ve bu soru, insanın yazarken bile bir an duraksamasına neden oluyor.

Küçük Ama Önemli Bir Çizgi

Devletlerin güvenlik gerekçeleri olur. Bu tartışılmaz.
Ama güvenlik ile gözetim arasındaki çizgi, teknoloji sayesinde hiç olmadığı kadar inceldi.

Bugün bu çizgi “Trump eleştirmenleri” için esnetiliyorsa, yarın başka bir başlık için de esnetilebilir. Sorun, tek bir yönetim ya da tek bir isim değil. Sorun, emsal.

Sonuna Gelirken

Bu hikâye teknolojiyle ilgiliymiş gibi duruyor ama aslında insanla ilgili.
Bir platformda ne yazdığınız, ne düşündüğünüz ve neyi eleştirdiğinizin, arka planda nasıl anlamlandırıldığıyla ilgili.

TechCrunch’ın haberi bize şunu hatırlatıyor:
Teknoloji sadece hayatı kolaylaştıran bir araç değil. Aynı zamanda gücün, kontrolün ve sınırların yeniden tanımlandığı bir alan.

Ve bu alan, sessiz kaldığında değil, konuşulduğunda şekilleniyor.